2013-03-29

Mat

Sevgili blogger
Matematikten biraz anlayan bir insan olarak sanırım şunu söylemem ters kaçmaz. Matematikten anlayan insanlar matematikten anlamayan insanların nasıl yaşadıklarını anlamıyorlar. Öyle kompleks matematikten bahsetmiyorum yahu. Yani bir üçgenin alanını hesaplarken neden ikiye böldüğümüzü anlamayan bir insan nasıl oluyor da hayata tutunuyor, ben anlamıyorum mesela. (şüphesiz sen anlıyorsundur sevgili blogger. en büyük biloggör bizim biloggör)

Ama şimdi gidip onlara sorsan onlar da bir insanla iki laf edemeyen, misafir geldiğinde gelip bir "hoşgeldiniz Mukadder teyze" diyemeyen insanların nasıl hayata tutunduklarını anlamıyorlardır.

Kimse kimseyi anlamıyor aslında sevgili blogger. Hormonlar olmasa sen de olmazdın ben de olmazdım.

İşte bunlar hep seks.

Optm kib bye.

2013-03-11

Plan program sahibi olmak

Sevgili blogger, uzun zamandır bu konuda yazmak istiyordum da bir türlü kısmet olmuyordu. Kısmet önemli. Kader ve kısmet hayatımızı yönlendiren önemli olgular olduğu için onlarsız hareket etmek takdir edersin ki pek kolay değil. Hayatımızı çok önemli ölçülerde etkileyen bir diğer olgu da gezegenlerin bir birleri ile yaptıkları açılar. İşte mesela satürn ile jüpiter aralarında dar açı yaptıklarında aşk hayatın, geniş açı yaptıklarında iş hayatın sıçıyor. Ben mesela kendim şahsen oğlak burcuyum. Hayatımı satürn idare ediyor yani. O yüzden en çok sevdiğim gezegen de satürn. Gerçi “delikanlı gezegenin halkası olmaz” diyenler olabilir ama böyle ithamlara hiç gerek yok. Çok homofobik şeyler bunlar. Bir jüpiter kadar büyük olmasa da sevgili satürn bence en karizmatik gezegen yine de. Şimdi benim yönetici gezegenim, kısmetimi bağlamasın diye yağ çektiğimi sananlar olabilir aranızda, sanmasınlar öyle. Eğer böyle düşünüyorsanız beni hiç tanımamışsınız sevgili bülogır.
Ne hakkında yazacağımı unuttum. Onun yerine satürn fotoğrafı koyuyorum.


2013-03-08

2013-03-06

Siz bakın diye çekiyoruz





Self Fulfilling Prophecy

Sevgili blogger,

Ben Antigone'u okuduğumda ve Oidipus'un babası tarafından, bir kehanete dayanılarak bebek yaşta ülkeden sürülmesini, sonra büyüyünce dönüp babasını öldürüp annesiyle evlendiğini, ve haliyle söz konusu kehanetin gerçekleştiğini öğrendiğimde 15 yaşındaydım. O zaman kehanete takılmamıştım pek. (Neden? Çünkü içinde Oidipus ismi geçen bir hikayede haliyle insan ilk olarak Freud bağlantısını kuruyor).

Sonra sevgili blogger, ben bu Oidipus'a dair kehanetin ve benzer diğer kehanetlerin "Self Fulfilling Prophecy" (kendi kendini şey yapan kehanet) olduğunu öğrendiğimde 24 yaşımdaydım. Bu tür kehanetlerin özelliği şu ki sevgili blogger, kehanet yapılmamış olsa, kehanetteki olaylar gerçekleşmeyecek aslında. Yani şizofrenin biri Oidipus'un babasına "Oğlun büyüyünce seni öldürüp karınla evlenecek" demese, Oidipus'un babası Oidipus'u şehirden sürmezdi, Oidipus da büyüyünce dönüp Oidipus'un babasını öldürüp, Oidipus'un annesiyle evlenmezdi. Antigone diye bir kızları olmaz, biz de 15 yaşında fransızca olarak bu hikayenin oyununu okumak zorunda kalmazdık. Allahın belası şizofren kahin.

Evet. Ne diyordum?

Sonra sevgili blogger, ben, Harry Potter'ın aslında bir self fulfilling prophecy olduğunu öğrendiğimde 29 yaşındaydım. Yaşındayım. Daha dün farkettim. Bütün hikaye, Voldemort denen insan demeye utandığım mahlukun, Cybille Trelawney diye bir şizofrenin lafına kanıp, gidip o zamanlar günahsız bir bebe olan Harry Potter'ı öldürmeye çalışması, bunu yaparken aslında kehanete uyan diğer günahsız bebe Neville Longbottom'ı değil de Harry Potter'ı seçmesi, ve fakat Harry Potter'ın annesinin tam bir cadılık yapıp Harry Potter'a bir şey yapması, Voldemort'un Harry'i öldürememesi ve fakat yanlışlıkla ona çok önemli bir güç vermesi, sonra Harry Potter'ın bu gücü kullanarak gelip Voldemort'u öldürmesi ve kehaneti gerçekleştirmesi üzerine kurulu. Halbuse kehaneti (afedersin) hiç s*klemese Harry Potter tam bir loser olarak yetişecek, ve Voldemort mutlu mesut dünyanın hakimi olacaktı yani. Pure blood'lar için çok büyük bir kayıp. Harry Potter'a bütün film boyunca "chosen one, seçilmiş oğlan" diye seslenip duruyorlar, ama hiç bilmiyorlar ki onu seçen aslında Voldemort. Bilseler eminim demezler öyle.

Fakat keşke Voldemort Neville'i seçseymiş. Neden? Çünkü ben ezilenlerin yanındayım.

Öptüm sevgili blogger, kib.