Ben.
Soğuk bir kış günü zemheri ayazında doğdum. 3 gün 2 gece meme emdim. sonra 3 günlükken at bindim. 4 günlükken kılıç kuşandım. 5 günlükken ok attım. 6 günlükken ava gittim. 7 günlükken avdan döndüm. Sonra dedim ki, bu savaş falan yanlış şeyler. Göktengri bize bu canı cengedelim diye değil, yiyişelim diye vermiş dedim. Pasifist olacam dedim. 8 günlükken pasifist oldum. Saçlarımı uzattım. Anarşist oldum. 9 günlükken metal müzik dinlemeye başladım. Sonra gel zaman git zaman, baktım bütün güzel kızlar tiki, dedim zikerim metal felsefesini, ben de hip hop dinleyecem, serdar ortaçla eller havaya yapacam, clubber olacam. Ama arkadaşlarım engel oldu bana. Sonra günler günler günleri, aylar ayları, mevsimler mevsimleri, yıllar yılları kovaladı. Tohumlar fidana, fidanlar ağaca, ağaçlar ormana döndü yurdumda. Sonra 3 yaşımdan gün aldım. İşte o gün arkadaşımla tartıştım. O dedi 2 yaşındasın, ben dedim 3 yaşındayım. Sonra 6 yaşına geldim ve okula başladım. ve arkadaşımın haklı olduğu çıktı ortaya. Kahroldum. ama iddiayı arkadaşım kazandığı için de buruk bir sevinç duydum. Sonra bir baktım ki hafız, 6 yaşına gelmişiz ama arada 4 ve 5 yaşlarını atlamışız. bebekliğimin en güzel yıllarını yaşayamadım yani. E daha bir isim de konmamış bana. hemen dedem korkut çağrıldı. Adam geldi. Soy soyladı, boy boyladı. Dedi, senin adın bamsı beyrek olsun. Sedim müdür naaptın, orijinal ol biraz. herkese mi bamsı beyrek diyon, naapıyon. Adam bunamış tabi. amcam duruma müdahale etti hemen, dedi bu çocuğun adı Aleksi olsun. Bahtı da adı gibi açık olsun. Bu ikinci kısma kimse anlam veremedi tabi. Olsun ama yine de. Bamsı beyrek olacağına Aleksi olsun daha iyi diye düşündü herkes.
Sonra honolulululuk diye bir kavramın varlığından haberdar oldum. honolululu olma hali yani. Dedim oh be dünya varmış. Deniz, kum, güneş, güzel hawai kızları. Yaşasın honolulu. Fakat honoluluya gitmek ayrı dert hafız. Gidemedim oralara. Oradaki güzel kızları tavlayamadım. O sıralar işte taşındık ailecek. Hun devletinin doğusundan batısına göçtük. Bu göç beni yerimden yurdumdan etmişti. Tam kendi ortamımı kurmuştum. Kızları tavlayacaktım. Hoop. Taşındık. O kadar pasifist olmuşuz, cengetmeyelim, sevişelim demişiz, ama kızlar yok hafız. E sinirlendim tabi. Kendimi derslerime adadım. 3 sene ders çalıştım. O senelerde işte kültigin cumhurbaşkanı tonyukuk da başbakan oldu. Yüzde 46 oy aldılar lan. Oha dedim. Bu hun devletinin çivisi çıkmış. Millet aç. Politik konjektür sakat yani. Fakat bütün bunlar benim kız tavlama iç güdülerimi köreltmedi. metal müzik dinlediğimi gizlemeye karar verdim. Mp3 pleyırıma böyle caz, ‘70s rock’n roll, world music felan koymaya başladım. Gogol bordello, helldorado konserlerine gittim. Oralarda alternatif, asimetrik çingene eteği giyen, her birinin ayrı tarzı olan, babet giyen kızları tavlamaya karar vermiştim. ama o da olmadı. kızlar bana bakmadı. Gözlüğüm vardı zira. Hem de alternatif bir tipim yoktu. Yani en azından böyle düşününce rahatlıyorum.
Sonra gel zaman git zaman, fransızca öğrenip kız tavlamaya karar verdim. Gittim frankofon bir liseyi birincilikle kazandım. İçimde bastırılmaz bir lise öğrencisi olmak fikri vardı. Çünkü duyumlara göre lisede kızlar teklif ediyordu. Fakat lisede yine sap sap dolaştım. Zira lisedeki bütün kızlar fransızca biliyorlardı. Gidip de fransızca biliyorum ben dediğimde “ay ne romantik bir dil” demiyorlardı. Onlar da biliyordu fransızca. Hatta birçoğu benden daha iyi biliyordu. Kahretsin. Kader bana oyununu oynamıştı yine. Yine sap kalmıştım. Fakat lise benim için bir aydınlanma dönemi olmuştu. Voltaire, moltaire, böyle şeyler öğrenmiştim. Sonra lise bitti. Baktım bi skime yaramıyor Voltaire. Dedim fransız kültürünün üstüne bir de amerikan kültürü cilası çekelim. Üniversiteye girmeliydim kesinlikle. Hem duyumlara göre üniversitede kızlar teklif ediyorlardı. Ben de gittim eski bir amerikan koleji olan falanca üniversitesinin filanca bölümüne girdim. Orada fotoğraf çekmenin kızlara yakınlaşmanın iyi bir yolu olduğuna karar verdim. Fotoğrafçılık kariyeri yapmaya başladım. Fotoğraf kulübüne girdim. İğrenç bir espri ama, clubber olmuştum sonunda. Fakat kısmetim bağlanmış bir kere. (Ya da ben öyle olduğunu düşünmek istiyorum. Evet evet, kesin biri büyü yaptı) Zamanımın yüzde 99’unda sap geziyorum yine. Ve işe bak, arkadaşlarım da hep benim gibi sap. Nasıl iş? Anlamadım.
İşte o dönemler otostopçunun galaksi rehberi adlı kitapla tanıştım. Bu kitabı okudum ve hayatım değişti. kitabın yazarı orhan ceylan dana sonra cannes’da nobel ödülü aldı ve ödülü güzel ve yalnız ülkesine armağan etti. Aynı adamın daha sonra çektiği beyaz iklimler filminde ise götünü gördük afedersin.
Dedim ki, bu yazı yazma, sanat işinde falan ekmek var. Hemen bir blog açtım kendime, yazmaya başladım. Oradan buradan espriler aparttım, uzun kısa yazılar yazdım. Gerektiğinde üstü kapalı ilan-ı aşk ettim (kimse anlamadı tabi, üstü kapalı olunca) gerektiğinde laf soktum sevmediklerime (fakat zaten okumadıkları için bi boka yaramadı onlar da).
Günlerim böyle saçma saçma geçerken bir baktım ki mezun oldum filanca bölümünden. Ben de aynı üniversitenin aynı bölümünde master yapmaya başladım. Çünkü, sevgili blogger, duyumlara göre masterda kızlar teklif ediyorlardı.
Fakat master süreci çok sancılı geçti benim için. Hakkaten lan. Gerçekten de mide problemleri yaşadım. Talcid bağımlısı oldum. Reflü ile arkadaş, hemoroid ile ahbap oldum. Bendeki problemin genetik olduğuna karar verdim ve tezimde Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar ile ilgili bir çalışma yapmaya karar verdim. Fakat sonra ortaya çıktı ki ben aslında bir organizma bile sayılmıyormuşum. Fakat master işe yaramadı değil sevgili blogger. En azından askere gitmedim.
Neyse işte gel zaman, git zaman, master bitti. Ben de doktoraya başladım. Ama bu sefer doktoraya frenk memleketinde başladım sevgili blogger. Neden? Çünkü duyumlara göre doktorada kızlar teklif ediyor + frenk memleketinde kızlar teklif ediyor - du. Arkadaşlarım da bu kombinasyonu onayladılar içten içe. "Oo, oralardan kesin manite yaparsın sen olm, yakışır" dediler. Ama benim umudum yok sevgili blogger. Gelecekteki planlarım arasında kendimi iktisat bilimine adamak, çok güzel yemekler yapmayı öğrenmek ve kilo vermek var. Yeni bir manite bulmak yok. (2014 güncellemesi - çok aşırı öngörülü olduğum ortaya nasıl da çıkmış sevgili blogger hafız kanka. Bu arada o "doktorada kızlar teklif ediyor + frenk memleketinde kızlar teklif ediyor" diyen arkadaşlarım var ya, işte onlar çok ayıp etmişler. Evet.)