Adamın biri üşenmemiş, Paris'in her yerine bundan çizmiş.
2013-04-28
2013-04-27
Uzakdoğu
Sevgili blogger,
Istanbul'da uzakdoğu restoranları (suşi falan) neden hep pahalı, hiç düşündün mü? Kesin düşünmüşsündür. Şimdiye kadar gördüğüm en "çok bilmiş" blogger sensin zira.
Neyse, düşündüysen cevabı da biliyorsundur zaten. Hiç anlatmayayım.
Hatta bu muhabbet "aslında amerikada mcdonald's fakirlerin gittiği bir yermiş" seviyesine doğru gidiyor sanki. O yüzden hemen bitiriyorum bu yazıyı.
Bir an bir blog yazısı yazacak gibi oldum ama yol yakınken vazgeçeyim en iyisi.
Optm kib bye.
2013-04-26
İyi ki kalkındık
Sevgili blogger, daha önce tersini yazmıştım, biliyorum. Keşke hep avcı toplayıcı toplumda kalsaydık demiştim. Insanlığın genelini düşününce bu fikrimi hala korusam da, tamamen kişisel saiklerle (saik kelimesini kesin yanlış kullanıyorum, dur bakalım, cümleye nereye gidecek acaba) düşündüğümde, iyi ki avcı-toplayıcı toplumdan çıkmışız. Hala avcı toplayıcı toplumda yaşıyor olsaydık, yaşıyor olurdunuz. Biz diyemiyorum, ben kesin seleksiyona uğrardım. Avcılık da, toplayıcılık da bana göre değil. Hatta sanki sorun avcılık ve toplayıcılıktaymış gibi de yapmayayım. Ben avcılık ve toplayıcılığa uygun değilim.
Neyse, işte o yüzden iyi ki kalkındık be blogger. Kalkındık da ben matematik öğrendim, edebiyat sevdim, fotoğraf çektim vs. Kalkınmamış olsaydık ben olmazdım. Sen yine olurdun büyük ihtimal. O yüzden sen hala "keşke avcı toplayıcı toplumda kalsaydık" demeye devam edebilirsin.
Hadi, optm kib bye
PS: "Hiç ağaçlardan inmeyecektik", "en başka ağaçlara hiç çıkmamalıydık", "sudan niye çıktık ki" diye düşünenler de olabilir aranızda. Onları da takdirle karşılıyorum. Fikirlerine saygı duyuyorum. Ama o kadar da saygı duymuyorum. Neden? Kuş olup uçmak varken insan neden suda kalmak istesin ki. (Insan dedim, oksimoron oldu, farkındayım). O yüzden sudan çıkmak bir hata değildi belki ama ağaçlara çıkmak, bir de ardından lafını yiyip tekrar ağaçlardan inmek bence çok "lame". Neyse, bu konuyu sonra tartışırız belki.
- Sorun sende değil, bende...Daha bugün toplayıcılık vazifem sayabileceğim buzdolabında duran yemeği alıp çantama koyup ofise getirme işleminde başarısız oldum. Aç açına çalışmak da mümkün olmadığı için (açken oynamayanlar sadece ayılar değil) gittim markete başkasının benim için topladığı yemeklerden aldım fahiş fiyatla. Sonra gittim parka, oturdum banka, yedim sandviçimi. Burada her taraftan kuş sesleri geliyor. Ormanın ortasına kasaba yaptıkları için, kuş popülasyonu hayli fazla. Kuş sesleri içinde yemek yemek güzel tabi. Ama sevgili blogger, bu kuşlar nerede allaşkına? Ben hiç göremiyorum onları. Sadece sesleri geliyor. Bugün inat ettim, aradım, yukarı bakmaktan kafam tutuldu. Yine bulamadım. Demek ki avcı olsam, avcı olamayacakmışım. Daha kuş göremeyen avcı nasıl avlanacak allanıseversen. Mesela deryik hep yazıyor, "bugün şu kuşu gördüm, öteki gün şu kuşu dinledim" diye. Ondan iyi avcı olur bak.
Neyse, işte o yüzden iyi ki kalkındık be blogger. Kalkındık da ben matematik öğrendim, edebiyat sevdim, fotoğraf çektim vs. Kalkınmamış olsaydık ben olmazdım. Sen yine olurdun büyük ihtimal. O yüzden sen hala "keşke avcı toplayıcı toplumda kalsaydık" demeye devam edebilirsin.
Hadi, optm kib bye
PS: "Hiç ağaçlardan inmeyecektik", "en başka ağaçlara hiç çıkmamalıydık", "sudan niye çıktık ki" diye düşünenler de olabilir aranızda. Onları da takdirle karşılıyorum. Fikirlerine saygı duyuyorum. Ama o kadar da saygı duymuyorum. Neden? Kuş olup uçmak varken insan neden suda kalmak istesin ki. (Insan dedim, oksimoron oldu, farkındayım). O yüzden sudan çıkmak bir hata değildi belki ama ağaçlara çıkmak, bir de ardından lafını yiyip tekrar ağaçlardan inmek bence çok "lame". Neyse, bu konuyu sonra tartışırız belki.
2013-04-14
Siz bakın diye hep...
Havanın çok güzel olduğu bir gündü bugün.
Ama yarın yine yağmur yağacakmış.
Ama yarın yine yağmur yağacakmış.
![]() |
| Notre Dame |
![]() |
| Notre Dame |
| St. Michel yakınlarında bir parktaki manolya ağacı |
![]() |
| Notre Dame - Karşı kıyıdan |
![]() |
| St. Michel dolaylarında bir restoran |
![]() |
| St. Michel dolaylarında bir hediyelik eşya dükkanı |
![]() |
| Bir güvercin |
![]() |
| Bir cambaz |
![]() |
| Trocadero merdivenleri |
![]() |
| Paris'te de lale dönemi... |
![]() |
| Heykel |
![]() |
| Bizim evin ordaki orman |
![]() |
| Bizim evin ordaki orman |
![]() |
| Fıskiye |
2013-04-08
Fotoğraf sitesi
Bir işe giriştim ki sevgili blogger, sorma gitsin. Neden? Çünkü zaten biliyorsun sevgili blogger. Yapmaya başladığım yeni fotoğraf sitesinden bahsediyorum. Biliyorsun çünkü blogger'sın sen.
Neyse, site yapımı yavaş gidiyor. Gelecek sene bu zamanlar biter belki.
O zamana kadar şu fotoğrafla idare:
Neyse, site yapımı yavaş gidiyor. Gelecek sene bu zamanlar biter belki.
O zamana kadar şu fotoğrafla idare:
2013-04-06
Kötü tiyatro
Böyle bir şey var sevgili blogger. Kötü tiyatro. Özellikle amatör tiyatrolarda oluyor. Genelde amatör üniversite topluluklarında falan çok iyi bir iki tane oyuncu oluyor. Bir kaç tane fena olmayan oyuncu oluyor. Kalanlar da bütün sene provalara geldikleri için, ayıp olmasın diye sahneye çıkıyorlar. İşte onlar var ya sevgili blogger, işte onlar beni geriyorlar.
Zaten aslında iyi bile olsa tiyatro denen şey başlı başına beni geren bir şey. Çıkmak istesen çıkamazsın, kalkmak istesen kalkamazsın. Çünkü sahnede gerçek, canlı bir adam var. Ve seni öyle giderken görse üzülecek, kızacak, arkandan küfredecek belki... En iyi ihtimalle motivasyonu bozulacak, oyun kötüyken daha da kötü olacak, ve oyunun kötü olmasının suçu senin üzerinde kalacak. vs. vs. vs.
Bir de abartılı oyunculuklar. Abartılı mimikler. Abartılı taklitler.
Ben izleyemiyorum sevgili blogger.
Bir: tiyatro, iki: oturmalı sakin konser, üç: sezen aksu.
Başıma bir şey gelmeyecekse bu üçünü sevmiyorum.
Bugün yine birine hayır diyemediğim için 3.5 saat bir tiyatro oyununu fotoğrafladım. Ayakta durduğum için tam iyileşmek üzere olan dizim iyice kötüleşti. Tuz biber oldu bu da her şeyin üstüne.
Neyse ki işe yarar bir kaç tane fotoğraf çekebildim. Tek tesellim bu.
Subscribe to:
Posts (Atom)















