Sevgili blogger, dünden beridir hava çok güzel burada. 10 dereceyi falan gördük dün. Çarşamba günü -6 dereceydi mesela. Resmen yaz gelmiş gibi sevinçliyim şu anda. O kadar mes'udum ki, cengo bile bozamaz keyfimi.
Ekte fotoğraf yolluyorum sana sevgili blogger. Kendine çok iyi bak. Optm kib bye.
2012-12-16
2012-11-15
İş bölümü şeysi
Sevgili blogger,
Frenk memleketinde her işin bir sorumlusu var. Misal printer mı bozuldu, hemen teknik işlerden sorumlu arkadaşı arıyorsun, gelip yapıyor. İşi bu yani. Teknik işler.
Neyse, tabi ki bildiğin gibi bizim türkiyede böyle yürümez işler. Fotokopi makinesi mi bozuldu? Hop, sekreter asistan, çevrede kim varsa seferber olur, 10 bilemedin 15 dakikada çözülür problem. Misal ben türkiyedeyken, sürekli böyle problemleri çözerdim.
Şuraya bağlayacağım, yeni ofisimde bilgisayarımdan print almak istedim. Haliyle bilgisayarımın printera tanıtılması (ya da printerın bilgisayarıma tanıtılması [sözün kısası, printer ile bilgisayarın tanışması]) gerekiyordu. Ben de dedim ki "ulan madem frenk memleketinde herkesin bir işi var, bu işin de bir yapanı var, ne uğraşıcam şimdi driver yüklemekle vs., adam gelsin yapsın". Sonra çağırdım adamı. Yapamadı. (Evet, yapamadı).
Neyse. Ben de ona her şeye rağmen teşekkür ettim ve yolladım.
Sonra kendim oturdum yaptım. Biz böyle görmüşüz abi. Kendi işini kendin yapacaksın.
Neyse, haydin optm kib bye.
Frenk memleketinde her işin bir sorumlusu var. Misal printer mı bozuldu, hemen teknik işlerden sorumlu arkadaşı arıyorsun, gelip yapıyor. İşi bu yani. Teknik işler.
Neyse, tabi ki bildiğin gibi bizim türkiyede böyle yürümez işler. Fotokopi makinesi mi bozuldu? Hop, sekreter asistan, çevrede kim varsa seferber olur, 10 bilemedin 15 dakikada çözülür problem. Misal ben türkiyedeyken, sürekli böyle problemleri çözerdim.
Şuraya bağlayacağım, yeni ofisimde bilgisayarımdan print almak istedim. Haliyle bilgisayarımın printera tanıtılması (ya da printerın bilgisayarıma tanıtılması [sözün kısası, printer ile bilgisayarın tanışması]) gerekiyordu. Ben de dedim ki "ulan madem frenk memleketinde herkesin bir işi var, bu işin de bir yapanı var, ne uğraşıcam şimdi driver yüklemekle vs., adam gelsin yapsın". Sonra çağırdım adamı. Yapamadı. (Evet, yapamadı).
Neyse. Ben de ona her şeye rağmen teşekkür ettim ve yolladım.
Sonra kendim oturdum yaptım. Biz böyle görmüşüz abi. Kendi işini kendin yapacaksın.
Neyse, haydin optm kib bye.
2012-11-14
Milli ahır
Sevgili blogger,
Sana yine frenk memleketinden yazıyorum. "Bergerie Nationale" adı verilen bir yerdeki bir enstitüde doktora şeysi yapıyorum. Bergerie Nationale de "milli çobanlık" gibi bi anlama geliyor. Bahçemizde koyunlar var.
Bak:
2012-10-30
Şüphesiz biz bunları siz okuyun diye yazıyoruz
Sevgili blogger,
Sana da oluyor mu hiç, hani böyle birine bir şey demek için ona bir şey anlatmaya başlarsın da sonra uzun uzun anlatırsın da konudan konuya atlarsın ama bir türlü sadede gelemezsin de sonra gelmek istediğin sadedi unutursun ya da söylemekten vazgeçersin. Bildin mi? Hah işte. O durum bana hiç olmuyor galiba sevgili blogger.Sinir bozucu bir durum değil mi sence de sevgili blogger? (Yanlış anlama ama. Kötü bir şey olarak söylemiyorum bunu, alınma hemen. Benim bunu yapan arkadaşlarım var, hepsi de çok mert insanlardı, tanısanız seversiniz yani)
Şimdi tabi sen bu soruyu yine retorik falan sandın ama öyle değil yani. Soruyorum gerçekten. Ama tabi bloggerlık müessesesi eskisi gibi değil artık. Kimse yorum yazmıyor. O yüzden gelip de cevap olarak yorum bırakan olmaz sanırım. (Şimdi bunu böyle yazdım diye biri çıkıp inadına yorum yapacak. O insanlara da ne yazık. Ters psikoloji yapıyorum burada, hemen yutuyorlar. Küçük çocuk gibi.) Ama mesela feysbuka yazsan hemen gelip yorum yaparlar. Ama benim feysbukum yok artık tabi. Yazdığım her yazının linkini orada paylaşmıyorum. Bu yüzden burayı okuyan insan sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Gönül ister ki daha çok kişi okusun, buraya reklam alalım "Özdilek Havlu" falan. "Mumcuk havlu" da olabilir. Parası iyi olsun yeter. Hatta var ya, havlu olmasa da olur. Bakliyat falan da olur. Hem bakliyat sağlıklı. Protein hep. Neden protein? Çünkü bakliyat familyasındaki bitkilerin kökleri azotu bilmem ne hücrelerine bağlayabiliyorlar mıydı? Neydi o hakkaten? Bak işte, retorik olmayan bir soru daha.
Bu kadar yazdım yazdım sadede gelemedim. Saded (sadet mi yoksa?) neydi unuttum mu acaba? Sanırım başta anlattığım durum bana da oluyormuşsa demek ki. Ee, ne oldum değil, ne olacağım demeli, umduğunu değil bulduğunu yemeli. Bir de herkesin tuttuğu kendine vardı. Ortaokul esprileri işte. Denizin ortasında ne var veya saçmalanmaz taranır gibi bu da. Ne güzel.
Haa, ama tabi bu sadet (saded mi yoksa?) konusunu tekrar açarak aslında bir bakıma sadede de gelmiş mi oluyorum? Evet. (bu soru retorikti). Böyle de manyak yazıyorum işte. Haa, ama şimdi siz çıkıp "ulan bu kadar yazdı, saçma bir sadede bağladı, niye okudum şimdi bunu?" diye kendi kendinize retorik retorik sorular sorabilirsiniz. En doğal hakkınız. Ama unutmayın ki sevgili bloggerlar, biz bu yazıları siz okuyun diye yazıyoruz. Buraya istersem delik çorabımdan kaçan serçe parmağıma dair bir güzelleme yazarım, sen onu kafana takmayacaksın. Senin işin gelip bunu okumak.
Okuyucusun sen. Yegane görevin bu.
Optm kib bye.
Not: Bu arada saded diye bir kelime var mı hakkaten? Birisi gidip tdk'ya baksa ya.
Sana da oluyor mu hiç, hani böyle birine bir şey demek için ona bir şey anlatmaya başlarsın da sonra uzun uzun anlatırsın da konudan konuya atlarsın ama bir türlü sadede gelemezsin de sonra gelmek istediğin sadedi unutursun ya da söylemekten vazgeçersin. Bildin mi? Hah işte. O durum bana hiç olmuyor galiba sevgili blogger.Sinir bozucu bir durum değil mi sence de sevgili blogger? (Yanlış anlama ama. Kötü bir şey olarak söylemiyorum bunu, alınma hemen. Benim bunu yapan arkadaşlarım var, hepsi de çok mert insanlardı, tanısanız seversiniz yani)
Şimdi tabi sen bu soruyu yine retorik falan sandın ama öyle değil yani. Soruyorum gerçekten. Ama tabi bloggerlık müessesesi eskisi gibi değil artık. Kimse yorum yazmıyor. O yüzden gelip de cevap olarak yorum bırakan olmaz sanırım. (Şimdi bunu böyle yazdım diye biri çıkıp inadına yorum yapacak. O insanlara da ne yazık. Ters psikoloji yapıyorum burada, hemen yutuyorlar. Küçük çocuk gibi.) Ama mesela feysbuka yazsan hemen gelip yorum yaparlar. Ama benim feysbukum yok artık tabi. Yazdığım her yazının linkini orada paylaşmıyorum. Bu yüzden burayı okuyan insan sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Gönül ister ki daha çok kişi okusun, buraya reklam alalım "Özdilek Havlu" falan. "Mumcuk havlu" da olabilir. Parası iyi olsun yeter. Hatta var ya, havlu olmasa da olur. Bakliyat falan da olur. Hem bakliyat sağlıklı. Protein hep. Neden protein? Çünkü bakliyat familyasındaki bitkilerin kökleri azotu bilmem ne hücrelerine bağlayabiliyorlar mıydı? Neydi o hakkaten? Bak işte, retorik olmayan bir soru daha.
Bu kadar yazdım yazdım sadede gelemedim. Saded (sadet mi yoksa?) neydi unuttum mu acaba? Sanırım başta anlattığım durum bana da oluyormuşsa demek ki. Ee, ne oldum değil, ne olacağım demeli, umduğunu değil bulduğunu yemeli. Bir de herkesin tuttuğu kendine vardı. Ortaokul esprileri işte. Denizin ortasında ne var veya saçmalanmaz taranır gibi bu da. Ne güzel.
Haa, ama tabi bu sadet (saded mi yoksa?) konusunu tekrar açarak aslında bir bakıma sadede de gelmiş mi oluyorum? Evet. (bu soru retorikti). Böyle de manyak yazıyorum işte. Haa, ama şimdi siz çıkıp "ulan bu kadar yazdı, saçma bir sadede bağladı, niye okudum şimdi bunu?" diye kendi kendinize retorik retorik sorular sorabilirsiniz. En doğal hakkınız. Ama unutmayın ki sevgili bloggerlar, biz bu yazıları siz okuyun diye yazıyoruz. Buraya istersem delik çorabımdan kaçan serçe parmağıma dair bir güzelleme yazarım, sen onu kafana takmayacaksın. Senin işin gelip bunu okumak.
Okuyucusun sen. Yegane görevin bu.
Optm kib bye.
Not: Bu arada saded diye bir kelime var mı hakkaten? Birisi gidip tdk'ya baksa ya.
2012-10-23
Liste
Uzun zamandır aklımda olan ama bir türlü yazmaya fırsat bulamadığım konuları aşağıya yazıyorum.
-Dolu otobüsler
-Yaya geçitleri
-Değer
-Orta sınıf
-Bilim
-Otorite
-Sosyal güvenlik
-Kalkınma
-Çevre
-Cengo
-İstatistik
-Twitter
-Wikipedia
-Denge
-Para
-Ponzi
Bunları tek başlarına birer post' konu edebileceğim gibi bir kaç tanesini bir arada kullanmak suretiyle de şaapabilirim. Hatta kim bilir, belki de hepsini tek bir blog yazısı olarak görebilirsiniz önümüzdeki günlerde.
optm kib bye
-Dolu otobüsler
-Yaya geçitleri
-Değer
-Orta sınıf
-Bilim
-Otorite
-Sosyal güvenlik
-Kalkınma
-Çevre
-Cengo
-İstatistik
-Wikipedia
-Denge
-Para
-Ponzi
Bunları tek başlarına birer post' konu edebileceğim gibi bir kaç tanesini bir arada kullanmak suretiyle de şaapabilirim. Hatta kim bilir, belki de hepsini tek bir blog yazısı olarak görebilirsiniz önümüzdeki günlerde.
optm kib bye
2012-10-01
İnşa edilmiş gerçeklik ve istatistik
Öncül not: Yazının başlığı ingilizce daha havalı oluyor. Oku bak: Constructed Reality and Statistics
![]() |
| TR - BİLİMSEL GERÇEK: Eğer vücudunuzdaki tüm damarları alır ve uç uca eklerseniz, ölürsünüz. |
Sevgili blogger, hepimiz (sen, ben, cengo ve bu blogu okuyan kalan iki kişi) bilimin çok süper olduğunu biliyoruz. Bir şey bilimsel bir gerçekliğe dayanıyorsa hepimiz (sen, ben, cengo ve bu blogu okuyan kalan iki kişi) onu sorgulamadan kabul ediyoruz. Hepimiz (sen, ben, cengo ve bu blogu okuyan kalan iki kişi) aslında science fanboy'larıyız. Neden ısrarla parantez kullandım? Çünkü ne yazık ki bilime inanmayan insanlar da var çevremizde. Evet, var yani. Napalım?
Neyse sevgili blogger. İkinci grupta da bilimin dogmaya dönmesine karşı çıkan insanlar var. Bunlar bilimsel gerçeklikleri sorgulamadan değil, sorgulayıp kabul ediyorlar ve çoğu zaman bilimin birçok önemli soruya cevap veremediğini/veremeyeceğini söylüyorlar. Sevgili blogger, yazının burasına kadar okuduysan sana bir itirafta bulunacağım. Ben aslında sizden (sen, cengo ve bu blogu okuyan kalan iki kişiden) biri değilim. Size yazının başından beri yalan söyledim. Ben aslında bu ikinci gruba giriyorum. (Şimdi ebel cengo gelip "olm ben de ikinci gruptayım" derse inanmayın. O ben ne yaparsam onu yapıyor zira. Uslanmaz bir copycat olan cengo kopyacılık yapmayı çok sever zaten. Misal telefon olarak apple kopyası androyik kullanır, falan. Neyse.)
Sevgili blogger, peki ben neden bilimi o kadar da çok sevmiyorum? Anlatayım.
Şimdi mesela yıl olmuş 2012, o çok yücelttiğimiz bilim hala mutluluğun formülünü bulabilmiş değil. Hatta bırak mutluluğun formülünü, bilim insanları "zeki insanlar daha mı mutlu olur yoksa daha mı mutsuz olur?" sorusunu bile cevaplayabilmiş değiller. Ya da "çok para mı daha mutlu eder yoksa yok para mı?" sorusu da cevapsız bekliyor. Genelde verdikleri cevap "it is complicated" oluyor. Complicated'sa bana mı complicated lan mal oğlu mal. Hem soruya cevap vermiyorsun hem de gelmişsin bir de ağzını yamulta yamulta "it iz komplikaeytıd" diyorsun bana. Önce türkçe öğren.
Of neyse. Sinirlendim. Bir ara verip biraz nefes alayım.
Aradan istifade, sevgili blogger bu zeka-mutluluk ilişkisi üzerine benim de bir tezim var. Zeki olmak mutlu etmiyor sevgili blogger ama ortalıkta dolaşıp "ben zekiyim" demek ya da insanların gelip sana "sen zekisin" demesi mutlu ediyor. Hadi gelin itiraf edelim kendimize, hangimiz solo test'te tek piyon bıraktığında kendini inanılmaz mutlu hissetmedi ki? Ortalıkta "olm tek piyon bıraktım, inanılmaz zekiyim" demek çok mutlu etmedi mi bizi? Hele bir de etrafınızda hala tek piyon bırakamayan normal, halktan insanlar varsa ne mutlu size. Dünyanın en mutlu vatandaşı sizdiniz. Değil mi ama? (Şimdi sevgili blogger, aranızda hala "ben hiç tek piyon bırakamadım ki" diyenler varsa hemen bu blogu okumayı bıraksın, google'da aratsın bunu. İyice öğrenmeden de gelmesin.) Demek ki benim tezim doğru. Evet.
![]() |
| Hepimiz bir Einstein kadar zekiyiz ama bu blogda harcanıyoruz resmen. Ah ulan. |
Neyse sevgili blogger. Konumuza geri dönecek olursak, bilim aslında o kadar da süper bişi değil yani. Zaten bu öğrendiklerimiz gerçek hayatta ne işimize yarayacak ki yani? Değil mi ama. Hehe.
Sevgili blogger kanka, bu bilim denen şeye hakkaten güven olmaz. Neden? Ana metodu tümevarım olan bir meşgaleden bahsediyoruz burada. Durursun durursun, bir siyah kuğu çıkarırsın adamın karşısına, bir istisna gösterirsin, adamın bütün teorileri falan hep çöker. (Bu noktada gidip wikipedia'dan "scientific paradigm", "paradigm shift", "Kuhn" diye aratır mısın sevgili blogger, üşendim yazmaya şimdi.)
Tabi bilim adamları mutlu ve hatta zeki olmayabilirler belki ama kesinlikle çok kurnazlar sevgili blogger. İstatistik diye bir şey icat etmişler, diyorlar ki bir tane istisnadan bir şey olmaz. Yüzdedoksandokuznoktadokuzyüzdoksandokuz ihtimal derler sana, confidence interval derler, measurement error derler vs. senin gösterdiğin istisnayı itin g*tüne sokarlar afedersin.
Evet sevgili blogger, üzgünüm ama bilim adamlarının "at y*rrağı basura iyi geliyormuş" türünden gazetelerde çarşaf çarşaf yayınlanan haberlerinin hemen hepsi "yüz basurluyu atlarla halvet ettik, 97sinin basurundan eser kalmadı" türünden bir istatistik ile bulunmuş bulgular. Hatta sevgili blogger işte "en saf bilim" dediğimiz fizikte bile higgz bozonu var ya hani, onu bile istatistikle buluyorlar. Rezalete gel sen. Oh may gad. Cengo ve tayfasından da bu beklenirdi bence.
Mesela geçen gün gdo'lar kanser yapıyor araştırması çıktı. Orada da gasteler hemen "gedeolar hep kanser yapıyor, yüzde yüz çalışıyor, bunu beğenmeyen beni arkadaş listesinden silsin" türünden haberler yaptılar hemen. Halbuki o çalışmada gedeo ile beslenen farelerin istatistiksel olarak gdo ile beslenmeyen farelerden daha yüksek bir oranda kanser olduklarını söylüyordu. Gedeo ile beslenip kanser olmayan fareler de var yani. Üstelik bu sadece tek bir çalışma. Yani belki de bu çalışmayı 99 kere daha yapsak aynı sonucu bulamayacağız. Ama bunu henüz bilmiyoruz. Bu çalışmanın tek katkısı "reasonable doubt" dediğimiz şüpheyi oluşturması ve güçlendirmesidir (ki bu şüphe zaten hepimizde vardı, yeni bir şey değil). O yünden iyi bir şey. Ama at y*rrağı bulmuş basurlu gibi atlamamak lazım bu habere.
Neymiş demek ki sevgili blogger, bilimsel gerçekliğe dikkatli yaklaşmak lazım. Niye? Çünkü bilimsel gerçeklik sana diyor ki "nükleer santraller güvenli, bir kaza olma riski yüzdesıfırnoktasıfırbir bile değil. Evinizdeki tüpün patlama olasılığı bile daha yüksek. O yüzden kurmalıyız nükleer santral." [Bu arada Ty-Yeap'in "evinizde de tüp var, o da patlayabilir" dediği şey bu. Ona bu olasılığı anlatmışlar danışmanları, o da anlamamış. Çünkü asıl önemli olan olasılık değil, sonuç ve çıktıları (outcome) da hesaba katan "expected value" (beklenen değer?). Neyse. Bunu da kenara not düşelim.]
Negatively skewed normal distribution ile seviyorum seni sevgili blogger.
Optm kib bye.
Son not: cengo dangozu "artık eskisi gibi uzun yazılar yazmıyorsun, çok boktan yazıyorsun" dediği için böyle uzun uzun yazdım. Bu yazıyı da ona ithaf etmek istiyorum.
2012-09-22
Sevgili Günlük
Sevgili blogger, bundan sonra buraya günü gününe, her gün yaşadığım önemli olayları yazacağım. (Yazamadı)
2012-09-04
sen kalkınma ulan ayı!!
Sevgili blogger, kalkınacağız diye ne çok çalışıyoruz, değil mi? Çevremize verdiğimiz zarar bir yana, kendimize zarar veriyoruz. Belki de bu işe hiç kalkınmasaydık iyiydi.
Avcı/toplayıcı toplumda seviyorum seni sevgili blogger. Kendine iyi bak.
Optm kib bye.
Avcı/toplayıcı toplumda seviyorum seni sevgili blogger. Kendine iyi bak.
Optm kib bye.
Çekirdek
Bir insan düşünün ki siyah zeytinin tadını yeşil zeytinden daha çok seviyor, hatta yeşil zeytin pek sevmiyor ama kahvaltıda çekirdeği çıkarılmış yeşil zeytini siyah zeytine tercih ediyor.
İşte o insan benim sevgili blogger.
Neden öyle yapıyorum? Tembellikten tabi ki. Şimdi kim uğraşacak çekirdek çıkarmakla, hazır çıkarılmışı var burada işte.
İşte o insan benim sevgili blogger.
Neden öyle yapıyorum? Tembellikten tabi ki. Şimdi kim uğraşacak çekirdek çıkarmakla, hazır çıkarılmışı var burada işte.
Çekirdeği çıkarılmış siyah zeytin satılsa en çok ben alırım.
2012-09-03
Corrado Gini isimli şahıs!
Bugün ekonomici bir arkadaşımla muhabbet ederken artık insanlığın teknoloji ve refah düzeyi olarak yeterince ilerlediğine kanaat getirdik ve bundan sonraki asıl amacımızın bu ulaştığımız maksimum refah düzeyini bütün insanlığa yaymamız gerektiği olduğuna karar verdik.
Bu kanıya benden akıllı olan yeni androyikli cep telefonum hakkında atıp tutarken vardık.
Bu kanıya benden akıllı olan yeni androyikli cep telefonum hakkında atıp tutarken vardık.
Not: Max Otto Lorenz akıllı olsun.
2012-09-02
video killed the radio star
Eskiden (tivitır, feysbuk falan yokken yani) blogger aleminde ne kadar mutluyduk değil mi sevgili blogger? Geçti o günler ama sanırım. Kimse blog okumuyor artık.
Bir de sosyalleştiğimiz deviantart vardı ki, süper ötesi bir şeydi bence.
2012-04-22
Yoksa siz hala Türkiye'de misiniz?
Geçen gün arkadaşım bana dedi ki "sen bloguna göre hala Fransa'da görünüyorsun". Bir an şaşırdım da karşı cevap veremedim. Neden şaşırdım? Çünkü bir arkadaşım blogumu mu okuyormuş??!! Aman allahım. Hiç beklenmedik işler bunlar.
Neyse işte, o an biraz daha aklı selim olsaydım "Feysbuka göre de filipinlerde yaşıyorum" diyecektim. Online hayatların ne kadar sahte olduğuna vurgu yaparak. Köşesinden sosyal mesaj vererek.
Hindistanda seviyorum seni sevgili blogger.
Optm kib bye.
Neyse işte, o an biraz daha aklı selim olsaydım "Feysbuka göre de filipinlerde yaşıyorum" diyecektim. Online hayatların ne kadar sahte olduğuna vurgu yaparak. Köşesinden sosyal mesaj vererek.
Hindistanda seviyorum seni sevgili blogger.
Optm kib bye.
2012-03-10
als das kind kind war
![]() |
| Als das Kind Kind war, hatte es von nichts eine Meinung, hatte keine Gewohnheit, saß oft im Schneidersitz, lief aus dem Stand, hatte einen Wirbel im Haar und machte kein Gesicht beim fotografieren. |
2012-02-25
Alibeyköy(ü)
Geçen gün bir duvarda kendilerini "Alibeyköylüler" olarak tanımlamış bir grup insanın yazdığı bir yazı dikkatimi çekti sevgili blogger. Şimdi tam hatırlamamakla birlikte yazı "Burası bizim semtimiz, bitmez tükenmez sevgimiz" gibi, bu insanların alibeyköye karşı duydukları sonsuz sevgiyi anlatmaktaydı. Ben de düşündüm sevgili blogger, "bir insan alibeyköyü niye sever?" diye. Sonra kendi sorumu kendim cevapladım:
-Çünkü Alibeyköyü seversen orası dünyanın en güzel Alibeyköyüdür, ama dünyanın en güzel Alibeyköyünü sevmezsen, orası dünyanın en güzel Alibeyköyü değildir.
Seni seviyorum blogger.
Optm gib bye.
2012-01-28
icraatın içinden
Sevgili blogger, şu yaşıma geldim, hayattaki başarılarımı bir elin parmaklarıyla sayabiliyorum. Aşağıya, madde madde hayattaki başarı eşiklerini ve performansımı yazıverdim.
- Ev sahibi olmak: BAŞARISIZ
- Araba sahibi olmak: BAŞARISIZ
- Araba kullanmayı öğrenmek: BAŞARISIZ
- Düzenli maaş sahibi olmak: BAŞARISIZ
- Evlenmek: BAŞARISIZ
- Nişanlanmak: BAŞARISIZ
- Sevgili sahibi olmak: BAŞARISIZ
- Anne evinde oda sahibi olmak: BAŞARISIZ
- Anne evinde yatak sahibi olmak: BAŞARISIZ (Kanapede yatıyorum, evet)
- Bilgisayar sahibi olmak: BAŞARILI
Sonuç olarak, madde bağımlılığı kötü bir şey yani.
Böyle işte. Optm kib bye.
Böyle işte. Optm kib bye.
Subscribe to:
Posts (Atom)




.jpg)