2011-01-01

O son mandalinayı yemeyecektim...

Selamlar olsun sana türkü dostu, gönül insanı blogger kanka.

Henüz farketmemiş olabilirsin diye söylüyorum, artık 2011 yılındayız. Biliyorum, bir süre daha defterinin üst köşesine tarih yazarken yanlışlıkla 2010 yazmaya devam edeceksin. Ama merak etme, senin böyle bir mallık yapman bizi neyse ki bir yıl geriye götürmeyecek. Neden? Çünkü zaman denilen zımbırtı sadece tek yönde ve kesintisiz ilerleyen bir şey. Geriye de gidemiyorsun, hooop 10 yıl sonraya da atlayamıyorsun. Ve zaman olayının bu sıkıntı verici özelliğinden ötürü hepimiz mutsuzluk çekiyoruz. Haydi gelin itiraf edelim, hangimiz on yıl geriye dönüp yaptığı bir hatayı düzeltmek istemedi ki. Ya da hangimiz 3 hafta ileriye gidip sayısal loto rakamlarını öğrenip sonra geri dönmek istemedi ki. Hepimiz isteriz bunları.

Sevgili blogger, farkında olduğun gibi aslında insanoğlu için geçmiş ve gelecek her zaman şimdi ki zamandan daha heyecan verici. Hayatımızı ya geçmişte yaşadıklarımıza göre ya da gelecekte yaşamak istediklerimize göre planlıyoruz. Bu sırada anı kaçırıyoruz sevgili blogger. Halbuse anı yaşamak en önemlisi. Bunu ben demiyorum. Uzmanlar söylüyor. Rönesans uzmanları. Carpe Diem diye bir felsefe çıkarmışlar yeni. Okudum biraz, çok enteresan bir felsefe. İnsanoğlunun yaşama bakışına yeni bir açılım katacağa benziyor. Önümüzdeki 10 yılda hakkında bolca şey okuyacağız gibi.


Neyse işte sevgili blogger. Ben de yılbaşını evimde mandalin+TRT1+internet sörfü eşliğinde geçirirken birden linklerden birinde bu yeni felsefeyi okudum. Anı yaşa diyordu. Önce garip karşıladım tabi. "Tabi ki anı yaşayacağız g*ttoş, başka çaremiz mi var sanki?" diye içimden küfrettim fakat yine de yazıyı okumaya devam ettim. Yazıyı okudukça Carpe Diem kavramını tamamen g*tümden anladığımı farkettim ve içimden "özür dilerim kanka, bir yanlış anlaşılma olmuş, kusura bakma" şeklinde özür diledim. Neyse işte, yazıyı okudukça anladım ki ben aslında geçmişte yaşıyordum sevgili blogger. Ohooo, avustralyada falan çoktan 2011'e girmişlerdi bile, ben hala 2010'daydım. İşte o anda kendime hemen bir çeki düzen vermeye karar verdim.

Fakat sonra üşendim, dedim, şimdi yatayım, sabah erken kalkar çeki düzeni öyle veririm.

Sonra sabah uyandım. Baktım daha güneş doğmamış. Aha dedim. İşte fırsat. Yeni yıl, yeni fırsatlar. Bu saatte daha dışarda kimse yoktur. Yeni yılda sokaklarda dolaşan ilk insan olayım, hayatımı yaşayım, maceraperest olayım, ruhumu yeniliklere açayım diye düşündüm. Hemen elbiselerimi giydim. Evden çıktım. O beybi, sokaklarda yalnız yürüyecektim.

Fakat sokak kapısını bir açtım, ne göreyim. Hemen, tam da o anda, önümden biri geçti. Ulan hani sokaktaki ilk insan ben olacaktım.

Heyhat. Kader bana oyununu oynamıştı.

Neyse işte. Yazı bu. Fakat bu Carpe Diem meselesini unutma hafız blogger. Diyorum sana bak, önümüzdeki 10 yıl içinde çok trendy olacak. Aleksi bey demişti dersin sonra.

Optm kib bye.

No comments:

Post a Comment