Sevgili blogger, zaman ne çabuk geçiyor değil mi? Geçen sene bu zamanlar yaptıklarım daha dünmüş gibi aklımda. Gerçi düşününce, dün ne yediğimi hatırlamıyorum. Bu nedenle "dünmüş gibi aklımda" diyince sanki çok iyi hatırlıyormuşum gibi sanma. Son post'tan beri başıma gelenler şöyle bir toparlayayım diyorum şimdi. Maksat ('kasıt'tan geliyor bu kelime, orijinali arapça) bir toplumsal bellek oluşturmak, sözlü tarih çalışması yapmak. Gerçi yazılı tarih mi oluyor buraya yazınca yoksa? Yazılı tarif. Başlıyorum.
1- Bacak Hafızası:
Sevgili blogger, böyle bir şeyin varolduğuna karar verdim. Nedir bu? Mesela bir yere gidiyorsun, sürekli olarak gittiğin bir yer mesela. Sonra gün geliyor, biri senden orayı tarif etmeni istiyor. Sen de tarif edemiyorsun. Neden? Çünkü hiç etrafına dikkat etmemişsin oraya giderken. Fakat kendin gitsen yolu elinle koymuş gibi buluyorsun mesela. İşte buna "bacak hafızası" denir. Ablamda varmış mesela. Geçenlerde beni eski işyerine yolladı, yolu tarif edemedi bir türlü. 200 metrelik mesafeyi "20 bilemedin 30 metre sonra" diye tarif etti. Neyse işte. Şimdi sen sevgili blogger, çıkıp da "ulan bacağın hafızası mı olur?" diye atar yaparsan "huzursuz bacak sendromu" derim sana sevgili blogger. Bacak huzursuzsa, kesin kafasına takılan bir şey olduğundandır. Hafızalı bacak.
2- Ekonomist olmaya gerek yok:
Sevgili blogger, büyük müteahit ali ağa'nın son reklamında bahsettiği şey doğru. Evet. Ekonomist olmaya gerek yok. Yatırımınızı yastık altına değil, toprak üstüne yapın. Bu kadar basit. Ben mesela 8 yıldır ekonomist olmaya çalışıyorum, öğrendiğim tek şey aslında öğrendiklerimin hiçbir işe yaramıyor olduğu. Şimdi sorsan dolar yükselecek mi diye, bilmem yani. Neden? Çünkü bunu bilmek mümkün değil. O zaman 8 senedir ne okuyorum ben? Doların yükselip yükselmeyeceğini neden bilemeyeceğimizin nedenlerini öğrendim. Buradan sana sesleniyorum sevgili blogger, asıl para ticarette. Üçe alıp beşe satacaksın.
3- Ingilizce bilmenin overrated bir talent olması:
Sevgili blogger, ingilizce dediğimiz dil, malum, günümüz global dünyasının en önemli yapıtaşlarından biri. Fakat sevgili blogger, aslında düşününce, ingilizce öğrenmeye çalışmak çok saçma bir şey. Neden? Çünkü asla yeterince iyi konuşamayacaksın nasılsa. "Ben ingilizce biliyorum" diye ortalıklarda dolaşma sevgili blogger, çünkü aslında bilmiyorsun. Nerden mi biliyorum bunu? İngilizceyi çok iyi bildiğini düşünen iki akademisyen ve benim beraber yazdığımız makalenin dil editinden kıpkırmızı gelmesinden biliyorum. O kadar dili süper olsun diye, kendinden emin yaz. Sonra native speaker alsın kalemi eline, versin ayarı, versin ayarı. Ben de diyorum ki işte, madem mükemmel bir şekilde bilemeyeceğiz, neden öğrenmek için uğraşıyoruz ki. Onu öğreneceğimiz zamanda yedi sezon seinfeld izleriz. Altyazılı ama.
4- Salon-Salamanje:
Sevgili blogger, öyle evler var ki, salon ve salamanjesi ortak. Halbuki bence hakikatlı bir evde hem salon, hem de salamanje olmalı. Ayrı yemek odası çok klas bir şey bence. Düşünsene sevgili blogger, misafirlerin geliyor, salonda ağırlıyorsun önce. Sonra yemek hazır olunca "Yemek odasına geçebiliriz" diyorsun. Tabi bence bir salamanje için olmazsa olmazlardan biri çift kanatlı açılan büyük camekanlı bir kapı. Günümüzde ali ağa gibi mütayitler L şeklinde salonlar yapıp sizi "salon-salamanje" diye kandırıyorlar, ama asıl gizli amaçları bu güzel kültürü ortadan kaldırmak. Yıllar önce benzer bir şeyi kütüphaneler için de yaptılar sevgili blogger. Artık hiç birimizin evinde ayrı kütüphane olarak kullanılan odalar yok. Halbuki atalarımız cetlerimiz zamanında kütüphane olarak kullanılan büyük salonlar var idi. Şimdi ise vitrine dizilmiş iki raf kitap var anca evimizde. Bu oyuna gelmeyin sevgili blogger. Ha, bir de, kütüphane ile çalışma odası da ayrı olmalı. Ama bu konuya ayrıca geleceğim.
5- Yok beş meş, bitti bu kadar.
Sağlıcakla kal sevgili blogger. Optm kib bye.
Bacak hafızası dediğin şeyi bilimsel olarak açıklayabilirim. Buna psikomotor öğrenme diyoruz (böyle ifade edince kendimi beyaz önlüklü bilim insanları gibi hissediyorum. yine dikkat edersen insan dedim adam demedim, cinsiyetçi dil kullanmamaya çalışıyorum). Bir süre sonra uzuvların herhangi bir işi yaparken artık sana sormuyor, kendi kendine yapıyor. Yapa yapa alışıyor yani. Misal ben on parmak yazıyorum, yazarken parmaklarım kendi kendine harflere gidiyor, q nerdeydi acaba diye düşünmüyorum. Bunun bir nedeni de q harfini fazla kullanmıyor olmam elbette. Ama diğer harfler için de aynı durum geçerli yani.
ReplyDeleteUff yeter bu açıklama. Bu arada bizim evde nerden baksan 6 yıldır vitrin yok ve 2 tane kocaman kitaplık var, benim aşırdığım 5 raflık kitaba rağmen tıka basa dolu. Allah gözünü doyursun. Haydi kal sağlıcakla.