Öncül not: Yazının başlığı ingilizce daha havalı oluyor. Oku bak: Constructed Reality and Statistics
![]() |
| TR - BİLİMSEL GERÇEK: Eğer vücudunuzdaki tüm damarları alır ve uç uca eklerseniz, ölürsünüz. |
Sevgili blogger, hepimiz (sen, ben, cengo ve bu blogu okuyan kalan iki kişi) bilimin çok süper olduğunu biliyoruz. Bir şey bilimsel bir gerçekliğe dayanıyorsa hepimiz (sen, ben, cengo ve bu blogu okuyan kalan iki kişi) onu sorgulamadan kabul ediyoruz. Hepimiz (sen, ben, cengo ve bu blogu okuyan kalan iki kişi) aslında science fanboy'larıyız. Neden ısrarla parantez kullandım? Çünkü ne yazık ki bilime inanmayan insanlar da var çevremizde. Evet, var yani. Napalım?
Neyse sevgili blogger. İkinci grupta da bilimin dogmaya dönmesine karşı çıkan insanlar var. Bunlar bilimsel gerçeklikleri sorgulamadan değil, sorgulayıp kabul ediyorlar ve çoğu zaman bilimin birçok önemli soruya cevap veremediğini/veremeyeceğini söylüyorlar. Sevgili blogger, yazının burasına kadar okuduysan sana bir itirafta bulunacağım. Ben aslında sizden (sen, cengo ve bu blogu okuyan kalan iki kişiden) biri değilim. Size yazının başından beri yalan söyledim. Ben aslında bu ikinci gruba giriyorum. (Şimdi ebel cengo gelip "olm ben de ikinci gruptayım" derse inanmayın. O ben ne yaparsam onu yapıyor zira. Uslanmaz bir copycat olan cengo kopyacılık yapmayı çok sever zaten. Misal telefon olarak apple kopyası androyik kullanır, falan. Neyse.)
Sevgili blogger, peki ben neden bilimi o kadar da çok sevmiyorum? Anlatayım.
Şimdi mesela yıl olmuş 2012, o çok yücelttiğimiz bilim hala mutluluğun formülünü bulabilmiş değil. Hatta bırak mutluluğun formülünü, bilim insanları "zeki insanlar daha mı mutlu olur yoksa daha mı mutsuz olur?" sorusunu bile cevaplayabilmiş değiller. Ya da "çok para mı daha mutlu eder yoksa yok para mı?" sorusu da cevapsız bekliyor. Genelde verdikleri cevap "it is complicated" oluyor. Complicated'sa bana mı complicated lan mal oğlu mal. Hem soruya cevap vermiyorsun hem de gelmişsin bir de ağzını yamulta yamulta "it iz komplikaeytıd" diyorsun bana. Önce türkçe öğren.
Of neyse. Sinirlendim. Bir ara verip biraz nefes alayım.
Aradan istifade, sevgili blogger bu zeka-mutluluk ilişkisi üzerine benim de bir tezim var. Zeki olmak mutlu etmiyor sevgili blogger ama ortalıkta dolaşıp "ben zekiyim" demek ya da insanların gelip sana "sen zekisin" demesi mutlu ediyor. Hadi gelin itiraf edelim kendimize, hangimiz solo test'te tek piyon bıraktığında kendini inanılmaz mutlu hissetmedi ki? Ortalıkta "olm tek piyon bıraktım, inanılmaz zekiyim" demek çok mutlu etmedi mi bizi? Hele bir de etrafınızda hala tek piyon bırakamayan normal, halktan insanlar varsa ne mutlu size. Dünyanın en mutlu vatandaşı sizdiniz. Değil mi ama? (Şimdi sevgili blogger, aranızda hala "ben hiç tek piyon bırakamadım ki" diyenler varsa hemen bu blogu okumayı bıraksın, google'da aratsın bunu. İyice öğrenmeden de gelmesin.) Demek ki benim tezim doğru. Evet.
![]() |
| Hepimiz bir Einstein kadar zekiyiz ama bu blogda harcanıyoruz resmen. Ah ulan. |
Neyse sevgili blogger. Konumuza geri dönecek olursak, bilim aslında o kadar da süper bişi değil yani. Zaten bu öğrendiklerimiz gerçek hayatta ne işimize yarayacak ki yani? Değil mi ama. Hehe.
Sevgili blogger kanka, bu bilim denen şeye hakkaten güven olmaz. Neden? Ana metodu tümevarım olan bir meşgaleden bahsediyoruz burada. Durursun durursun, bir siyah kuğu çıkarırsın adamın karşısına, bir istisna gösterirsin, adamın bütün teorileri falan hep çöker. (Bu noktada gidip wikipedia'dan "scientific paradigm", "paradigm shift", "Kuhn" diye aratır mısın sevgili blogger, üşendim yazmaya şimdi.)
Tabi bilim adamları mutlu ve hatta zeki olmayabilirler belki ama kesinlikle çok kurnazlar sevgili blogger. İstatistik diye bir şey icat etmişler, diyorlar ki bir tane istisnadan bir şey olmaz. Yüzdedoksandokuznoktadokuzyüzdoksandokuz ihtimal derler sana, confidence interval derler, measurement error derler vs. senin gösterdiğin istisnayı itin g*tüne sokarlar afedersin.
Evet sevgili blogger, üzgünüm ama bilim adamlarının "at y*rrağı basura iyi geliyormuş" türünden gazetelerde çarşaf çarşaf yayınlanan haberlerinin hemen hepsi "yüz basurluyu atlarla halvet ettik, 97sinin basurundan eser kalmadı" türünden bir istatistik ile bulunmuş bulgular. Hatta sevgili blogger işte "en saf bilim" dediğimiz fizikte bile higgz bozonu var ya hani, onu bile istatistikle buluyorlar. Rezalete gel sen. Oh may gad. Cengo ve tayfasından da bu beklenirdi bence.
Mesela geçen gün gdo'lar kanser yapıyor araştırması çıktı. Orada da gasteler hemen "gedeolar hep kanser yapıyor, yüzde yüz çalışıyor, bunu beğenmeyen beni arkadaş listesinden silsin" türünden haberler yaptılar hemen. Halbuki o çalışmada gedeo ile beslenen farelerin istatistiksel olarak gdo ile beslenmeyen farelerden daha yüksek bir oranda kanser olduklarını söylüyordu. Gedeo ile beslenip kanser olmayan fareler de var yani. Üstelik bu sadece tek bir çalışma. Yani belki de bu çalışmayı 99 kere daha yapsak aynı sonucu bulamayacağız. Ama bunu henüz bilmiyoruz. Bu çalışmanın tek katkısı "reasonable doubt" dediğimiz şüpheyi oluşturması ve güçlendirmesidir (ki bu şüphe zaten hepimizde vardı, yeni bir şey değil). O yünden iyi bir şey. Ama at y*rrağı bulmuş basurlu gibi atlamamak lazım bu habere.
Neymiş demek ki sevgili blogger, bilimsel gerçekliğe dikkatli yaklaşmak lazım. Niye? Çünkü bilimsel gerçeklik sana diyor ki "nükleer santraller güvenli, bir kaza olma riski yüzdesıfırnoktasıfırbir bile değil. Evinizdeki tüpün patlama olasılığı bile daha yüksek. O yüzden kurmalıyız nükleer santral." [Bu arada Ty-Yeap'in "evinizde de tüp var, o da patlayabilir" dediği şey bu. Ona bu olasılığı anlatmışlar danışmanları, o da anlamamış. Çünkü asıl önemli olan olasılık değil, sonuç ve çıktıları (outcome) da hesaba katan "expected value" (beklenen değer?). Neyse. Bunu da kenara not düşelim.]
Negatively skewed normal distribution ile seviyorum seni sevgili blogger.
Optm kib bye.
Son not: cengo dangozu "artık eskisi gibi uzun yazılar yazmıyorsun, çok boktan yazıyorsun" dediği için böyle uzun uzun yazdım. Bu yazıyı da ona ithaf etmek istiyorum.


No comments:
Post a Comment