Sevgili blogger, daha önceki yazılarımdan birinde anlattığım gibi, normalde çok önemsiz gibi görünen bir şeyin değerini o şeyden mahrum kaldığında anlıyorsun. Dün bilgisayar şarjımı ofiste unuttum mesela. Bütün geceyi bilgisayarsız geçirdim. Frenk memleketinde yalnız yaşayan biri için oldukça zor bir şey bilgisayardan ayrı kalmak çünkü bütün arkadaşlarınız ve aileniz aslında bu saçma kutunun içinde. (Buradan skype ve gtalk programcılarına sevgilerimi gönderiyorum). Bugün de sabahtan şehrin göbeğinde oturma izni randevum olduğu için ofise gidemeyecektim. Bu durumda bilgisayarımı tekrar kullanabilmek için en az iki güne ihtiyacım vardı. Ben de dedim ki "hey adamım, krizi fırsata çevirip neden çarşambayı kendime tatil ilan edip pariste felekten bir gün çalmıyorum ki". Bilen bilir, argümantasyon sırasında sinir bozucu derecede inatçı ve mantıkçı bir insan olduğum için kendi kendimle "evet olur, hayır olmaz" diyalogum "evet olur" diye bitti. Kendimi çok güzel ikna ettim yani. Neyse, sabah çıkarken yanıma iki fotoğraf makinemi de aldım. Gittim parise, oturma iznimi aldım. Beklediğimden kısa sürdüğü için bütüm öğleden sonrası bana kaldı. Ben de "güzeeeel, fotoğraf çekeceğim" diye hemen sevindirik oldum. Monmartre'a gittim hemen. Emektar Nikon D70s'imi çıkardım çantamdan bir de ne göreyim? Pilim bitmiş. Yani benim pilim değil tabi ki. Makinenin pili bitmiş. Dedim neyse, küçük Canon makinemle çekerim ben de. 2 fotoğraf çektim ki, onun da pili bitti. Heyhat. Kader ağlarını örmüştü bir kere. Ben de bunun üzerine telefonumun fotoğraf çekme fonksiyonunu kullanırım diye düşündüm. Fakat bir de baktım ki ne??? Pili yüzde 15'de. Yani fotoğraf çekmeye kalkışsam 1 saate telefon kapatacak kendini. Telefonun aynı zamanda haritam olduğunu düşünürsen sevgili blogger, nasıl bir saçma durum içinde olduğumu anlarsın.
Derken, fotoğraf makinesiz, haritasız ve aç bilaç monmartre'da kalakaldım. Heyhat, kader ağlarını örmüştü bir kere. Ben de ne yaptım? Yüzümü güneşe döndüm sevgili böloggır hafız. Öğle vakti güneş güneydeyse, ben de şehrin kuzeyindeysem, güneşi takip edip seine'e ulaşabilirdim. Heyhat, kaderi bir kez daha alt etmiştim. Vurdum kendimi yollara sevgili hafız. Sonra yürüdüm yürüdüm ve borsa'ya geldim. Dedim ki "bir ekonomist olarak pariste borsayı ziyaret etmedim demeyeceğim artık". Borsayı biraz geçince böyle sütunlu bir kapıdan geçip bir bahçeye geldim. Jardin de Palais Royal miymiş adı neymiş, umrumda değil. Çok güzel güneş var. Bahçenin dört tarafı çok güzel bir binayla çevrili. Ortada bir fıskiye. Ben de nasıl yorulmuşum, anlatamam. Derken orada bir bank gördüm. Hem de boş. Gittim hemen oturdum. Ama kıllandım hemen. Neden? Çünkü Palais Royal demek "kraliyet sarayı" demek hafız kanka. Dedim gelip kaldırmasınlar beni şimdi burdan. Fakat çok mantıklı bir insan olduğum için "kaldırmaya çalışan olursa oturma iznimi gösteririm" dedim. Mantıklı olmak akıllı olmayı gerektirmiyor neticede. Gerizekalıyım gördüğün gibi. Neyse, işte o anda çok mutluydum. Güneş, fıskiye, park falan. İşte güneşi takip edince başıma ne güzel şeyler geldi. Gördün mü?
Neyse, konuyu bilerek ve isteyerek dağıttım. İşte konu şeydi. Enerji. Elektirink daha doğrusu. Kıssadan hisse şu: Elektrik bulamazsak güneş var hafız.
Sloganımız ise şu;
Güneş enerjisi: yenilenebilir, sınırsız, temiz. En kötü anınızda hep yanınızda.
Not: Bu arada pariste bir kafede oturmuş kahvemi içerken bu yazıyı kalem kağıtla yazıyorum. Kimbilir sen nasıl dünyevi dertlerle uğraşıyorsun. Hey gidi. Bir de bana bak. Bohemliğin dibine vurmuşum. Ama yine de aslında o kadar da bohem değilim. Güneş enerjisi falan diyorum. Dünyayı kurtarmak falan. O beybi. İçimde bir hipster var sanırım.
Not2: Paris'ten akşam üzeri döndüm. Eve gelmeden ofise gittim. Bilgisayar şarjımı aldım. Ne mutlu bana.
Not3: Slogan hijyenik ped reklamı gibi oldu ama artık idare edecen hafız. Kusura bakma!!! Sen de nasıl bir insansın yea, hiçbir şeyi beğenmiyorsun.
est-ce que tu as des amis à paris? ou est-ce que tu es tout seul?
ReplyDeleteJe ne sais pas si tu pourras voir ce que je vais ecrire ici maintenant. Est-ce que tu vas revenir ici pour re-lire? Est-ce la peine de répondre?
ReplyDeleteDonc, j'aime bien demander une question au lieu de te répondre (comme ça on va avoir des questions non-repondue, tous les deux): Est-ce que "TU" as des amis à Strasbourg? ou est-ce que tu es tout seul?
moi, j'ai aucun ami ici. enfin, je peux dire que j'ai qu'un seul ami et il n'arrive pas à me satisfier comme ami. c'est pour ça que je t'ai posé cette question. que faire quand on a pas d'amis?
ReplyDeleteque faire quand on n'a pas d'amis: on peut toujours flâner dans la ville, et mieux quand on est seul.
ReplyDeletecomme je l'ai lu dans ton blog, je pense que tu as le potentiel pour être une vraie Flaneuse. :-)
pourquoi je vous semble une flaneuse?
ReplyDeletehttp://4.bp.blogspot.com/-5BhNy_vc8Ws/UNCNsILTKDI/AAAAAAAAAjs/uXy5TiPMZZM/s1600/TPhoto_00003.jpg
ReplyDeleteuzun uzun anlatayım mı? Bence anlatmayayım. Hem fransızcam yetmez, hem de halka açık yazmak iyi olmayabilir. :-)