2010-10-26

Kaşarlı Domates Soslu Fırında Tavuk

Kınıyorum sevgili blogger. Kınıyorum. Seni, seni, seni... Hepinizi kınıyorum. En son kişisel meselelerimi bile anlatmama rağmen bu blogun hala okuyucusu yok, hala okuyucusu az. Başkası "şuna aşık oldum, buna aşık oldum" diye yazsa yüzlerce kişi okuyor halbuse.

Ama elimdeki kozlar henüz bitmiş değil. Pes etmedim. Her ne kadar musakka ve kapuskayı sık sık karıştıracak kadar yemekten anlamasam da, burada yemek tarifleri verip çok hit alan bir yemek blogu sahibi olabilirim. Yeterince inanırsak olur bence.

Neyse. İlk yemek tarifimi veriyorum. Capsli.

Fırında Kaşarlı ve Domates Soslu Tavuk (ve yanında çoban salata)


Şimdi sevgili blogger hafız, bu yemekte sana lazım olan şeyleri sayıyorum.

Malzemeler (1 kişilik)
1 Adet tavuk budu
2 Adet domates
1 Adet salatalık
7-8 yaprak kıvırcık salata (marul olmaz sevgili blogger, illa kıvırcık salata olması lazım, yoksa tadı güzel olmaz)
1 Avuç rendelenmiş kaşar peynir (Benim avucum kadar sevgili hafız. Senin avucun daha küçükse o senin sorunun)
Ketçap (Yeniliklere açık olmak lazım)
Domates Sosu (salça da olur sevgili hafız)
1 Çimdik Karabiber (Böyle bir ölçü var, evet)
1,5 Çimdik Tuz
2 Çimdik Kekik
2 Çimdik Pul Biber
3 Bardak kadar su
Göz kararı zeytin yağı
Yarım limon.
Bol miktarda sevgi.

Önce sevgili hafız, suyu bir tencereye dolduruyorsun. İçine tavuğu atıyorsun. Ocağa koyuyorsun sonra. Bir süre bekledikten sonra ocağı yakmayı akıl ediyorsun. Buradaki süreyi göt kararı belirlemen lazım. İlk başlarda bekleme süresini iyi ayarlayamayabilirsin. Zamanla oturur o ama. Merak etme. İçinde tavuk olan tenceredeki su kaynamaya başlayınca içine tuz atsan ne kadar süper olacağı aklına geliyor. Bir çimdik tuzu oracıkta tencereye atıveriyorsun. Sonra aslında tavuk haşlanırken kekik ve biber tadını da alsa ne güzel olur diye akıl edip içine bir çimdik kekik ve bir çimdik pul biber atıyorsun. Ondan sonra tencereyi kaynamaya tavuğu pişmeye bırakıyorsun. Arada 5 dakka falan maillerine ya da feysbuka bakabilirsin.

Baktın mı? Mail gelmemiş değil mi? Gelmez tabi.

Neyse işte, mutfağa geri dönüp bir domatesin kabuklarını soymaya başlıyorsun. Ondan sonra o domatesi küp küp doğramaya çalışıyorsun. Ama küp küp olmuyor. Merak etme, allah domatesin gerçekten küp küp doğranmasını isteseydi yuvarlak yaratmazdı. Gördüğün gibi herşeyin mantıklı bir açıklaması var. Neyse işte, küpe benzer şekilde doğradığın domatesleri bir tabağa koyuyorsun. İçine biraz ketçap, biraz domates sosu, bir çimdik karabiber ve kalan bir çimdik kekik ve bir çimdik pul biberi koyuyorsun. Tam bu sırada içine biraz da yağ koysan ne güzel olur diye düşünüyorsun. Koy anasını satiim, yağ da koy. Hah. Koydun mu? Şimdi onları bir güzel karıştırıyorsun. Bu sırada tavuğa bak bakalım? Pişmiş gibi olması lazım. Tam pişmese de olur. Biraz pişsin yeter. Benim tavsiyem yüzde 90 pişmiş olması en az. Ama sen kafana göre yüzde 89 veya yüzde 91 pişirebilirsin. Bu noktada inisiyatifi tamamen sana bırakıyorum. (Fakat sevgili blogger, sakın yüzde 88 pişireyim deme. Olmaz yani. Tavuğun doğasına ters).

Yüzde 90 pişmiş tavuğu alıp hazırladığın domatesli, salçalı, ketçaplı ve baharatlı karışıma atıyorsun. Tam biraz karıştırmaya başlıyorsun ki o sırada telefon çalmalı. Bir arkadaşına önceden tembihlersen iyi bir zamanlama ile o telefon çalabilir gayet. Neyse işte, arayan ablan. Onunla 5 dakika konuşup "yaa, ocakta yemeğim var bacım, bana müsade" deyip kapatıyorsun telefonu. Zaten çok konuşmak iyi değil telefonda.

Mutfağa geri dönüp kaldığın yerden karıştırma işine devam ediyorsun. Sonra hazırladığın bulamacı önceden fırın kağıdı serilmiş bir tepsiye koyuyorsun. Fırın kağıdı önemli sevgili kanka, yoksa o tepsiyi sittin (altmış demek bu) dakikada temizleyemezsin. Neyse işte, içinde fırın kağıdı serilmiş tepside bulunan kırmızı bulamaçlı haşlanmış tavuğu fırına vermen lazım şimdi. Ama o da ne? O fırını önceden 200 dereceye ısıtman gerekiyorken ısıtmamışsın. Bu noktayı atlamaman lazım sevgili blogger. O tavuğu hemen fırına atarsan güzel olmaz. Dikkat edersen telefonun çalması, fırını ısıtmayı unutmak falan hep tavuğun bulamaç içinde daha fazla kalmasına ve daha güzel marine olmasına yarıyor.

Tepsiyi tekrar tezgaha koyuyorsun sonra. O sırada fırını yakıp ısınmaya bırakıyorsun. Bu sırada odaya geri dönüp tekrar mail ve feysbuk kontrol edebilirsin. Ya da keyfine göre sadece twitter a bakabilirsin. Takribi 7 buçuk dakikada fırın gerekli ısıya gelecektir. Fakat hemen gitme mutfağa. O sırada feysbukta falan biraz daha vakit geçir. O fırın yansın orda kendin kendine. Boşver. Ama sonra aç olduğunu hatırlaman lazım. O yemeğin pişmesi lazım hafız. Mutfağa geri dönüp tepsiyi fırında koyabilirsin şimdi. Fırının sayacını 15 dakikaya ayarla lütfen.

Yüzde 90 pişmiş tavuğun kalan yüzde 10'u da pişmekteyken sen de o sırada kalan domates, salatalık ve kıvırcıktan çoban salatası yapmalısın. Fakat dikkat sevgili blogger. Sebzeleri doğramadan önce yıkamayı unutma. Geçen seferki gibi olmasın yine. Sebzeleri fotoğrafta gördüğün gibi jülyen vari doğradıktan sonra tabağa diziyorsun. Üstüne yarım limondan eser miktarda sıkıp, hafif zeytinyağı gezdirip, kalan yarım çimdik tuzu atıyorsun. Bu sırada tavuğa bakıyorsun. Daha beş dakikası var. Tepsiyi çıkarıp tavuğun üstüne bir avuç rendelenmiş kaşar peyniri serpiyorsun sonra. Tepsiyi tekrar fırına koyuyorsun. Kalan 5 dakikada tekrar gidip maillerine bakabilirsin. Nasılsa süre bitince fırın seni uyaracak. Korkma.

Fırının "süreniz dolmuştur" gongu çalınca gidip tavuğa bakıyorsun. Ama o da ne? Kaşar daha erimemiş tam olarak. Hemen fırını 5 dakika daha kurup tekrar başlatıyorsun. Bu sırada tekrar feysbuka bakabilirsin. Fırının gongu ikinci kez vurduğunda artık tavuk yemeye hazırdır. Tavuğu alıp önceden salatayı koyduğun tabağa koyuyorsun.

En son "ne güzel yaptım lan bu yemeği, elime sağlık, bize bu nimetleri veren yüce rabbimin adıyla, dinimiz, amin" diyorsun. Ve sevgini de katmış oluyorsun yemeğe.

Yemeden önce yemeğin fotoğrafını çekersen iyi olur. Görmüş oluruz.

Afiyet olsun sevgili blogger.

Eline sağlık.

No comments:

Post a Comment