2010-10-07

Alışmak

Sevgili blogger, geçenlerde Paris'te akşam yemeğimi yerken aklıma geldin. Dedim bu dünya ne garip bir yer. Daha bu sabah evimde az sütlü mısır gevreği yerken akşam olunca Paris'te yemek yiyordum.Ben bunları yaparken sen ise alelade bir gün daha yaşıyordun. Bir gün içinde yaşadığım bu statü farkını ise hemen özümsemiştim. Ama heyhat, kader benim için ağlarını yine örmüştü ve pariste yemekte olduğum o yemekte makarna vardı. Makarnaya diyecek sözüm yok. Pişirilmesinde ve hazırlanmasında görev almıştım sonuçta. Fena değildi. Hatta güzeldi, evet. Ama sevgili blogger, birşey çok eksikti yemekte. Şimdi burada "sen yoktun yanımda" falan dememi bekliyorsan çok beklersin. Yemekteki eksik şey tuz idi sevgili blogger. Makarnayı haşlarken içine tuz koymayı unutmuştuk. 

Bu yazıyı yazıyorum çünkü buna benzer olaylar frenk iline taşındığımdan beridir başıma sıkça gelmeye başladı. Mesela bugün yine yemeğe tuz koymayı unutmuşum. Çok güzel olabilecekken pek yavan oldu yemek. Heyhat. Kader yemek için ağlarını örmüştü yine. 

Henüz yemek yapma alışkanlığına tam sahip olmadığım için yemeğe konulması gereken çok temel malzemeleri unutabiliyorum. Misal evde ilk yemek yapmayı planladığım akşam her birşeyi aldım, eve geldim, hazırlığımı yaptım  ama yemek yapamadım. Neden? Çünkü çakmak (kibrit, çıra vs.) yoktu evde. İşte o an ateşi bulan ilk insanların aslında ne kadar da büyük bir buluş gerçekleştirdiklerini anladım. Ateşsiz yemek olmuyordu hafız blogger.Aç mı kaldım peki o akşam? Evet. Çünkü, heyhat, kader ağlarını örmüştü işte. 

Yemek yapmak dışında da henüz alışamadığım şeyler var. Misal, her bakkalda-markette vs. de "mösyö" diye çağırılmaya alışamadım bir türlü. Neden alışamadım? Çünkü bence mösyö yaşlı insanlara falan saygıdan ötürü denir. Ama yok işte bana da diyorlar. Bu durumda ya fransızlar çok nazikler ya da ben yaşlandım. Mesela sen olsan sevgili blogger, 26.75 yaşındaki bir insana "mösyö" der misin? Dersin değil mi? Yaşlandım o zaman. Mösyö diye anılacak yaşa geldim. Heyhat, kader ağlarını örmüş işte. Elden ne gelir? 

İşte alışmak garip bir proses sevgili blogger. Misal frenk iline ilk geldiğimde sanki 1 haftalık tatile gelmişim gibi saatimi yerel saate göre düzeltmedim. 4 gün falan saate bakıp bir saat eksik söylüyordum. Sonra sonra kısa zamanda yurda dönmeyeceğim dank etti de öyle değiştirdim saatimi. Ama o değiştirme anında çok garip bir hisle doluyorsun sevgili blogger. Sanki yaz saati uygulamasından kış saati uygulamasına geçiyorsun ama aslında hala yaz, ortalık günlük güneşlik. Her yere geç kalacağını düşünüyorsun saatini geri aldığın için. Çok suçlu hissediyorsun kendini o anda. Ama heyhat, kader ağlarını örmüş bir kere, o saati geri almak zorundasın. 

Alışması zor olan bir diğer nokta da yalnızlık sevgili blogger. Sokakta bakkalda merdiven boşluğunda sana mösyö diye hitap eden adamla yakınlık kurman çok kolay değil tabi. Çok resmi bir ilişki içindesin gibi hissediyorsun. Sonuçta da yalnız hissediyorsun kendini haliyle. Ama ben buna bir çözüm buldum sevgili blogger. Tuvalette köşeye ağ örmüş bir örümcek var, ne zaman tuvalete gitsem onunla dertleşiyorum. O gün olan bitenden bahsediyorum ona. O da sakin sakin dinliyor. Ağına düşen sinekleri falan yiyor sanırım. Bu noktada da kendisine müteşekkirim. Çünkü hafız blogger, evde çok sinek var hakkaten. O örümceklerden bir tane de yatak odasına almayı planlıyorum. İşte sevgili blogger kanka, az önce bu örümceğe bir isim koymayı düşündüm. Madem beraber yaşıyorduk, ona "örümcek" diyemezdim sadece. Düşünmeliydim sevgili hafız. Ben de bu işi (düşünme işini yani) en iyi yapabileceğime inandığım yer olan tuvalete gittim. Ama bir de baktım ki sevgili blogger hafız, örümcek hareket etmiyor. Uzun süre izledim, ama hiç kıpırdamadı. Evet sevgili blogger evet, örümcek de olsa, hayatını ağ örerek de geçirse, kader onun için de ağlarını örmüştü, heyhat. Daha bir isim sahibi olmadan merhum olmuştu örümcek kardeşim. 

Örümceğin ölümüne bir de yemeğe tuz koymaya bir türlü alışamadım. 

Nur içinde yatsın. RIP

No comments:

Post a Comment