Temizlik yapmakla ilgili bir sorun yaşamıyorum sevgili blogger. Bence temizlik yapmak kadınların abarttığı kadar zor bişi değil. Yani şu anda frenk ilinde yaşamakta olduğum eski ev bile bir saatte süper temizlenebiliyor. Ama şimdi kadınlara "abartıyorsunuz, temizlik çok kolay iş, siz beceriksizsiniz" dediğim sanılmasın lütfen. Bence kadınlar haklı. Ama yanlış şeyi abartıyorlar. Yani temizlik yapmak kolay ama bir şeyi temiz tutmak zor. Kadınların içten içe temizlikten anladıkları da bu sanırım. Mesela ben bir saatte temizlediğim evi yarım saatte tek bir yemek yapma ile tekrar kirletebiliyorum. Yani sevgili blogger, demek istediğim, buradan anlaman gereken şey, temizlik yapmak kolay evet AMA kirletmek daha kolay. (Şimdi kimse çıkıp "ama kirlenmek güzeldir" demesin, kalbini kırarım). Yani temiz bir eve ulaşmak zor birşey değil fakat denge noktası olarak evi o temizlik seviyesinde tutmak zor.
Bu konuyu daha iyi anlamak için entropi ve denge konularına değinmek istiyorum.
Öncelikle entropi denen şey, termodinamiğin ikinci yasasında bahsi geçen bir özellik. Termodinamiğin ikinci yasası diyor ki "bir sistemdeki düzensizlik ya değişmez ya da artar". Yani sevgili blogger, dağlar denizlere kavuşmak ister, sıcak hava soğumak ister, soğuk hava ısınmak ister, düzenli dolap dağılmak ister, bekar çiftler evlenmek, evli çiftler boşanmak ister. Sanırım evrenin biz insanoğluna attığı en büyük kazıklardan biri bu entropi olayıdır. Çamaşır makineniz süper çalışmakta iken durup dururken aniden bozulur mesela bu entropi nanesi yüzünden. Ya da yeni aldığınız bilgisayar çok süper çalışmakta iken iki ay sonra sanki kömürle çalışıyormuş gibi takır tukur sesler çıkarmaya, fan sesini son desibele yükseltmeye falan başlar. İşte hep entropi bunlar. (Bu arada zaman zaman entropinin de bir CIA komplosu olduğunu düşünmekteyim. Dikkat edersen sevgili blogger, entropi denen zımbırtı tam olarak amerikan kapitalizmine hizmet etmekte. Eşyalar, yiyecekler vesaire bozuluyorlar ki gidip yenilerini alalım)
Entropiden sonra anlamamız gereken ikinci şey denge. Denge önemli birşey sevgili blogger. Biz insan oğulları olarak, bir sistemin dengede olmasını çok severiz. Sırf bu yüzden oda sıcaklığını korumak için termostatlar falan yapıyoruz mal gibi. Neden? Çünkü oda sıcaklığının 26 derece olmasını isteriz. İşte o 26 derece denge şeysi. Ya da bir insana "dengesiz lan bu" dediğimizde hakaret ederiz. Neden? Çünkü dengeli insanları severiz. (Gerçi ben tüm insanları seviyorum. Özellikle de kendimi.) Ya da dengeli beslenme diyeyim en iyisi sevgili blogger. Her fırsatta gözümüze sokulan dengeli beslenme kavramı iyi bir şey olmasaydı her fırsatta gözümüze sokulmazdı, değil mi?
Konuyu daha da açacak olursak sevgili blogger, çeşit çeşit denge var. Mesela Şekil 1'de görebileceğin "Stabil Denge" var. Şimdi bu şekilde göreceğin üzere çukurun dibindeki topu hangi tarafa ittirirsen ittir yine dönüp dolaşıp en dipteki noktasına gelecektir. Nihayetinde denge noktası orasıdır o topun. Çukuru ve topu bir sistem olarak olarak düşünürsek bu toplu çukura "Stabil dengeli sistem" demek uygun olacaktır. Bence yani. Bana göre uygun bence bunu söylemek. Ama şimdi Cengo insanına sorarsan kendisi fizikçi olduğu için sana daha janjanlı bir isimle gelebilir. Fakat bu onu daha iyi bir insan yapar mı ha? Sorarım sana. (Ek: Pardon blogger, burasını Congu'ya sataştığım blog sandım bir an için. Özür dilerim.)
Diğer bir denge türü de Şekil'2 de görebileceğin "Instabil Denge". Şimdi sevgili blogger, gördüğün üzere süper parabolik bir tepenin üzerinde bulunan bir top var. Bu top eğer kimse gelip de p*çlik yapıp dokunmazsa orada dengede öyle durur. Düşmez yere. Fakat sevgili blogger, ne zaman ki biri çıkıp o topu rahatsız etsin, ondan sonra iflah olmaz o top. Bayır aşşağı yuvarlanır durur. O topu o tepeye tekrar geri getirmek için uğraşır durursun. Ne yazık ki sevgili blogger, hayatımızdaki bir çok denge aynı bu tepede duran top gibidir. O topu oraya çıkarmak zordur ama ordan düşürmek gayet kolaydır. O yüzden dengesiz insanları seviniz sevgili türkü dostları. Bilin ki onlar denge noktası tepede tutunamayanlardır. (Burada çaktırmadan beni sevmenizi söylüyorum, hani anlamayanlar olur aranızda, işimi garantiye alayım ben)
Üçüncü denge türü benim "Normal denge" dediğim ama hiç sevmediğim bir denge türü. Şekil 3'de göründüğü üzere bu dengede top düz zeminde duruyor. Topu ittirsen 5 metre sonra gider durur. (Hayır blogger, sürtünmesiz ortam sadece ÖSS'de olan birşey). Başka bir dengeye varır. Buradaki topu ben hedefsiz insanlara benzetiyorum. "Dünya s*kime minare g*tüme" şeklinde yaşayan bu insanları bir yerden kovduğunuzda bunu gayet gururlarına yedirirler ve gider başka bir noktada durmaya başlarlar. Hedefsiz bunlar sevgili blogger. Şeytan diyor ki sert burun gir topa, uçsun gitsin 100 metre öteye... ama sokak oyunları raconu der ki: "atan alır". Yani topu uzağa atarsam gidip geri getirmek zorunda kalırım. Bunu hiç istemiyorum sevgili blogger. O yüzden bu bahsi lütfen burada kapatalım. İşte normal insanları sevmeme nedenim de bu sevgili blogger hafız. Normal olan hiç birşeyi sevmemeliyiz bence. Hepimiz böyle bu top gibi normal olursak bu toplumu kim ileri götürecek laaaayn. Sinirlendirmeyin beni.
Bütün bu entropi ve denge açıklamalarını neden yaptım peki? Heheh, unuttum sandın değil mi? Unutmadım sevgili blogger kankaaa. En baştaki konumuza geri dönecek olursak; temizlik. Evet hafız kanka, temizlik. Temizlik kavramını yukardaki bilgiler ışığında yeniden tanımlamaya kalkarsak, yani bunu açıklamaya çalışırsak, böyle bir amacımız var sonuçta değil mi, öyleyseee ....
... yazarak anlatamayacağım, en iyisi bir şekille anlatayım sevgili blogger okuyucu. Al sana Şekil 4.
Şekil 4 de gördüğünüz ve tahmin ettiğiniz üzere o top bizim temizlik ölçerimiz. Yani top ne kadar yüksekteyse o kadar temiz. Dikkat edersen sevgili blogger, gidebildiğimiz en temiz yer belli. Belli bir noktadan sonra düz duvara tırmanmak lazım (ki takdir edersin ki bunun için bol miktarda fındık, kuruüzüm falan lazım, pahalı bir uğraş yani). İşte şekilden de gördümüz üzere topu ittirerek en temiz seviyeye çıkardığımızda onu orada tutmak için sürekli bir kuvvet harcamamız lazım. O kuvveti uygulamayı bıraktığımız anda top oradan düşüveriyor. Neden düşüyor? Yerçekimi yüzünden. (Newton bulmuştu hani, hatırladın mı? [Hayır blogger, Newton yerçekimini bulmadan önce uçamıyorduk, iğrenç espriler yaparak prim kazanamazsın, biliyorsun {bilmiyorsan da öğren blogger}]). İşte entropi şeysini de topun tepeden düşmesine neden olan yerçekimine benzetebiliriz. Siz odanızı topladığınız andan itibaren sürekli odanızı belli bir hızla toplamaya devam etmek zorundasınız. Odanızı toplamaktan vazgeçtiğiniz anda odanız dağılıyor. (Burada odanızın temiz kalması için odanın dağılma hızı ile odanızı toplama hızınızın mutlak değerlerinin bir birine eşit olması lazım kankalar).
Tabi hiç birimiz bu şekilde dağınık bir oda istemediğimiz için sürekli olarak bir temizlik yapma hali içerisindeyiz. Bazılarımızın anneleri, teyzeleri bu sürekli temizleme halinden kurtulmak için misafir odalarının kapılarını kilitlemeyi ve evlerin o noktalarındaki entropi miktarlarını minimuma indirgemeyi akıl etmişlerdir. Bunu hepimiz biliyoruz. Fakat bu bile yeterli çözüm olamaz. Neden? Çünkü entropi ağlarını örmüş bir kere. Kimse oraya girmese bile o misafir odasının en az ayda bir kez tozunun alınması gerekir. İşte böyle böyle, kirleneceğini bile bile sürekli odamızı temizler dururuz.
Bu noktada lafımı şu özlü sözle bitirmek istiyorum:
Hepimiz modern zamanlar Sisyphos'larıyız.
Misafir odasında seviyorum seni sevgili blogger. Kendine iyi bak.
Not: Bu arada şekilleri hep ben kendi ellerimle çizdim. Güzel olmuşlar mı?
Not: Bu arada şekilleri hep ben kendi ellerimle çizdim. Güzel olmuşlar mı?




şüphesiz ki bunun çözümünü anneler bulmuştur. kirletirken temizlemelisin. "bıraktığın yerdedir" gibi. evet saçma. bi yandan kızartma yapıp bi yandan ocağı silmelisin mesela. saçma; ama sonuç veriyor. kirlenemeden temizliyorsun. "tutmasaydım düşüyodun" gibi bi şi. saplantı oluyor bi süre sonra, olsun. dengeyse denge.
ReplyDeletebence temizlikten daha çileli olan şey ütü. bi kere sıcak. anne kadar iyi temizlemek mümkünken, o kadar iyi ütü yapmak imkansız. ütülenen şey dolapta bile buruşabiliyor, kullanmak da şart değil. bi emek ütülediğin şeyle belediye otobüsüne oturduğunda için kıyılıyor. kirlendi diye yıkıyosun, ütüsünü de kaybediyor. niye yani? ütüsü kalsın, yıkanabilsin. ütüden nefret ediyorum. monoton bi şi, ama bi an dikkatin dağılsa koca kıyafet yanıveriyor. yok çift çizgi, yok yakasının bilmem nesi, abuk subuk ütü kuralları. iğrenç bi şi ütü.